Loading
Özel Ege’den Haberler

Kurucu Temsilcisi Yansı Eraslan'ın Salon Dersi

Kurucu Temsilcisi Yansı Eraslan'ın Salon Dersi

Özel Ege Lisesi Kurucu Temsilcisi Yansı Eraslan, lise öğrencileriyle salon dersinde bir araya geldi. Toplantı salonunda yapılan derste diğer salon derslerinden farklı olarak önceden belirlenen “Türkiye’de Eğitim” konusu ele alınırken Eraslan, öğrencilerin eğitim alanında merak ettiği soruları yanıtladı. Salon dersine Ortaokul-Lise Müdürü Aylin Musluoğlu, Lise Müdür Yardımcısı Zafer Arslan, İlkokul Müdür Yardımcısı Hülya Ökem, Sosyal Bilimler Bölüm Başkanı Betül Ernas, Matematik Bölüm Başkanı Gülşah Aracıoğlu, Felsefe Öğretmeni Özlem Yılmaz ve Uluslararası Eğitim Koordinatörü Nur Eraslan Bakoğlu katıldı.


Eraslan, eğitimin tamamıyla bir entelektüel sermaye olduğunu belirterek sözlerine başlarken hayatın içine bu denli etki eden, farklı prensipleri bünyesinde barındıran bir alan bulmanın zor olduğunu vurguladı.  Devleti ayakta tutan sac ayaklarının sağlık, eğitim ve adalet alanları olduğunu belirterek sağlık alanının neredeyse tamamen pozitif bilimler ve materyal bilgiyle ilerlediğini; eğitimin ise sanat, kültür, tarih, felsefe, sosyoloji gibi birçok farklı alanla dirsek temasında olduğunu ve farklı disiplinlerle birlikte şekillendiğini, bu yönüyle daha çok hukuka benzediğini söyledi.


Sanayi Devrimi Eğitimi Kitlesel Hâle Getirdi


Öğrencilerden gelen ilk soru, Türkiye’de sık değişen müfredatın ulusal sınav üzerindeki etkisine ilişkindi. Yansı Eraslan müfredatın ve sınav sisteminin eğitimin ikincil problemi olduğunu belirterek sözlerine başlarken asıl belirleyici unsurun eğitim sisteminin kurgulanma şekli ve öğretmen kalitesi olduğunu belirtti.  Kendi bakış açısına göre birçok aile ve öğrencinin hayati önem verdikleri YKS’ye aynı derecede önem atfetmediğini ifade ederek yeni müfredatla birlikte ders ağırlıkları ve içeriklerinde değişiklikler olduğunu ancak önemli olanın dersin niteliği ve öğretmenin kalitesiyle birlikte öğrencinin kendisi olduğunu vurguladı.


Eğitim sisteminin tarihsel gelişimine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Eraslan, 100-150 yıl önce eğitimin büyük ölçüde aristokrat, varlıklı ve saray çevresinde görev yapan ailelerin çocuklarına hitap eden sınırlı ve seçkinci bir yapı sergilediğini, 20. yüzyıl ile sanayileşme sürecinin bu yapıyı köklü biçimde dönüştürdüğünü vurguladı. Eraslan, kırsaldan kentlere yönelen göç hareketlerinin ve üretim süreçlerine katılan yeni bir toplumsal sınıfın ortaya çıkmasının eğitim anlayışını kökten değiştirdiğini dile getirdi. Çalışan, üreten, tüketen ve ekonomik hayata aktif katılım sağlayan orta sınıf ailelerin çocukları için eğitimin bir zorunluluk hâline geldiğini ve kapitalizmin geçirdiği aşamaların eğitimin formatını da değiştirdiğini ifade etti.


Bu dönüşümle birlikte eğitime olan talebin hızla arttığını belirten Eraslan, artan talebi karşılamak amacıyla okul sayılarında önemli bir artış yaşandığını söyledi.  Ancak nicelikteki bu büyümenin beraberinde nitelik tartışmalarını da gündeme getirdiğini hatırlattı.


Kendimize Her Zaman “Biz Ne Yapabiliriz?” Diye Soruyoruz


Otuz yıla yaklaşan eğitim yöneticiliği hayatında Özel Ege Lisesinin kurum hafızası ve bu yolculukta yaşadığı zorluklar üzerine gelen soruya ise Eraslan, öncelikle 28 yıllık bir yöneticiliğin Türkiye’de sık rastlanan bir durum olmadığını, eğitim gibi bir sektörde oldukça nadir görüldüğünün altını çizdi.  Eraslan Ailesi olarak okulu devraldıkları 1998 yılından bu güne Maarif Kolejleri (1955 yılında yabancı dille öğrenim yapmak üzere kurulmuş ve sınavla öğrenci alan ortaöğretim kurumları) geleneğinin sürdürücüsü olduklarını; başka deyişle nitelikli eğitimcilerin elinde iyi yetişen ve güçlü yabancı dil altyapısı olan lider kişilikli öğrenciler mezun etme amacında olduklarını vurgulayarak ilk günkü felsefelerinin bugün aynı şekilde sürdüğünü vurguladı.  Eğitim sektöründe ayağına takılanları dert etmekle yol alınamayacağının altını çizen Eraslan, her yeni olay ve koşulda “Biz ne yapabiliriz?” sorusunu sorarak hareket ettiklerini belirtti.


Bilgi İnsanlığın Ortak Mirasıdır


Öğrencilerden gelen, eğitimin ithalatı, metalaşarak ticari bir faaliyet hâline gelmesi ve küresel ölçekte güçlü ülkelerin diğer ülkelere yönelik eğitim politikaları üzerindeki etkilerine ilişkin soruyu yanıtlayan Kurucu Temsilcisi Eraslan, eğitimin belirli bir ülkeye mal edilemeyecek kadar evrensel bir alan olduğunu belirtti.  İlmin insanlığın ortak bir değeri olduğunu vurgulayan Eraslan, nitelikli bilginin nerede ve hangi koşulda üretilmiş olursa olsun alınması gerektiğini ifade etti.


Dünyadaki bilgi birikiminin tarihsel gelişimine de değinen Eraslan, Prof. Dr. Fuat Sezgin’den yaptığı bir alıntıya yer verdi.  Merhum Sezgin’in Türkiye Bilimler Akademisinde verdiği bir konferansta bilimin yüzde 30’unu Eski Yunan’ın ürettiğini, bilimsel üretimin yüzde 60’ını Müslümanların gerçekleştirdiğini, Batı bilimi olarak tasnif edilen bilimin ise yüzde 10’luk katkısının olduğunu ifade etti. Bununla birlikte bu birikimin tamamının iyi bir eğitim anlayışı çerçevesinde tüm insanlık tarafından ortak şekilde kullanıldığını dile getirdi.

Batı’nın bilgi üretiminden ziyade geliştirdiği kavramları sistemleştirerek ekonomik değere dönüştürme konusunda öne çıktığını vurgulayan Eraslan, bu duruma örnek olarak uluslararası diploma programlarını ve yaz okulu modellerini gösterdi. Uzun yıllardır sürdürülen ve kurumsallaşmış programların, eğitimi aynı zamanda küresel bir sektör hâline getirdiğini de ifade etti.
Konuşmasının devamında eğitimin farklı disiplinlerle temas etmesi gerektiğine dikkat çeken Eraslan, Türkiye’nin sahip olduğu tarihsel ve kültürel mirasın bu noktada önemli bir fırsat sunduğunu belirtti.  Şehir merkezine ek olarak Efes, Bergama gibi kültürel ve turistik açıdan yüksek değere sahip bölgelerde yaz okulu projelerinin hayata geçirilmesinin eğitimi yerel değerlerle entegre ederek küresel bir boyuta taşıyabileceğini vurguladı. Yerel unsurlarla beslenen ve uluslararası ölçekte karşılık bulan bir eğitim anlayışının önemine dikkat çeken Eraslan, bu tarz bir eğitim anlayışının ülkelerin başka eğitim modellerinin etkisi altına girmeden kendi özgün sistemlerini inşa etmelerine imkân tanıyacağını ifade etti.


Eğitim İhtiyaçlar Doğrultusunda Gelişir


Eğitimin siyasallaşması konusunda gelen soruya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yansı Eraslan, Türkiye’de her dönemde eğitimin siyasi yönü üzerine tartışmalar yürütüldüğünü belirtti. Eğitimin doğası gereği içinde bulunduğu dönemin ihtiyaçlarına göre şekillendiğini vurgulayan Eraslan, eğitimin daima siyasetin etkisi altında olduğunu ancak bu sürece sadece siyasi bir perspektiften yaklaşmanın eksik ve yanıltıcı olacağını ifade etti.


Cumhuriyet sonrası eğitim tarihine dair bazı yaygın kabullere de değinen Eraslan, eğitimin belirli dönemlere indirgenerek yorumlanmasının doğru olmadığını belirtti. Özellikle 1940 yılında açılan Köy Enstitülerinin fevkalade kazanımları olan bir nüfus yetiştirdiğini ancak bu kurumlara dair övgülerin mübalağalı hâle geldiğini, 2020’li yıllara ulaşan “şehirli” bir Türkiye’nin “köy merkezli kalkınma modelini” yüceltmesinin anlamı olmadığını ve bu yaklaşımın tarihsel bütünlüğü göz ardı ettiğini ifade etti.  Köy Enstitülerinin dönemin ihtiyaçlarına cevap vermek amacıyla kurulduğunu, zaman içerisinde ihtiyaçların değiştiğini, ne yazık ki bu kurumların da siyasileşmeden payına düşeni aldığını ve belli bir merkezin temsilcisi olan okul türlerine dönüştürülmek istendiğini dile getirdi.  Benzer durumun imam hatip liseleri için de söz konusu olduğunu söyleyen Eraslan, toplumun ihtiyaçları gözetilerek açılan bu okul türüne de “arka bahçe” yakıştırması yapıldığını, okullara dair siyasi hedeflerin Türkiye’nin kurtulamadığı bir söylem olduğunu belirterek eğitimi sadece eğitim olarak ele almakta zorlanan bir yapımız olduğuna dikkat çekti.


Eğitim tartışmalarının Osmanlı/Cumhuriyet yandaşlığı/karşıtlığı üzerinden okunmasının doğru olmadığını dile getiren Eraslan, eğitimin tarihsel süreklilik içinde değerlendirilmeyi hak eden bir kıymet olduğunu ifade etti. Sadece siyasi bir bakış açısıyla hareket edildiğinde Enderun Mekteplerinin, Köy Enstitülerinin ve İmam Hatip Liselerinin kuruluş amaçlarının tarafsız ve doğru bir şekilde tahlil edilemeyeceğini belirtti.


Eğitim Bireyin Karakterini Şekillendirir


Eğitimin birey üzerindeki etkisine de değinen Eraslan, bir insanın karakterinin oluşumunda eğitimin belirleyici bir rol oynadığını vurguladı.  Eğitimi en büyük “dönüştürücü” olarak gördüğünü ifade eden Eraslan, aile ve içinde bulunulan dönemin etkisini kabul etmekle birlikte özellikle kamusal eğitim sisteminin bireyin kişiliği ve geleceği üzerinde doğrudan etkili olduğunu belirtti.  Dogmatik bir eğitim anlayışıyla yetiştirilen bireylerin özgür düşünen ve sorgulayan vatandaşlar olamayacağını ifade eden Eraslan, bu tür yaklaşımların bireyi özgür bir kimlikten uzaklaştırarak daha katı ve değişime kapalı hâle dönüştürebileceğini dile getirdi. Bu nedenle öğrencilerin tek boyutlu düşünce sistemlerinden uzak durmaları gerektiğini vurguladı.
Her ülkenin kendi hassasiyetleri olduğunu, genç yurttaşlarını bunları dikkate alarak yetiştirmesinin doğal olduğunu ifade eden Yansı Eraslan, bununla birlikte eğitimin doktrinasyon olmadığını, doktrine edilen kişilerin özgür vatandaşlara değil militanlara dönüşeceğini hatırlattı.


Bilgiye erişim ve üst düzey muhakeme yapma hususunda gençlere önemli sorumluluklar düştüğünü belirten Eraslan, öğrencilerin farklı görüşlere açık, esnek ve eleştirel düşünebilen bireyler olmaları gerektiğini ifade etti.  Değişen dünyayı doğru okuyabilmek için katı kalıplardan uzak olan çok yönlü bir bakış açısının önemine dikkat çekerek değerlendirmelerini tamamladı.


Yapay Zekâ Hem Avantaj Hem Dezavantaj


Son birkaç yıldır gündemi yoğun şekilde meşgul eden, her sektör için tartışılan bir mesele haline gelen yapay zekâ ve bu teknolojinin eğitim üzerindeki etkileri üzerine de görüş bildiren Kurucu Temsilcisi Yansı Eraslan, öğrencilerin bu alanda kendisinden daha aktif yapay zekâ kullanıcıları olduğunu ifade etti.  Yapay zekânın eğitim süreçlerini ve bilgi üretimini kolaylaştırıcı bir etkisi olduğunu kabul ettiğini söyleyen Eraslan, insanın sahip olduğu eşsiz üretkenlik ve yaratıcılık kapasitesinin bu süreçten nasıl etkileneceğinin önemli bir tartışma başlığı olduğu tespitinde bulundu.


 “Yapay zekâ insanı ikincilleştiriyor mu?” sorusunun üzerinde durulması gerektiğini belirten Eraslan, merkeze konulan unsurun belirleyici olacağını vurguladı. İnsanın merkezden çıkartılarak yapay zekânın buraya alınması durumunda, bu teknolojinin sınırlarının nasıl çizileceğinin kritik bir mesele olduğuna dikkat çekerek yapay zekânın hem önemli fırsatlar hem de çeşitli riskler barındırdığını belirterek sözlerini tamamladı.


 

paylaş